oğuzhan2323
09-13-2006, 08:45 PM
DÜN ALPARSLAN TÜRKEŞ HAKKINDA KONUŞTUĞUM BİR ARKADAŞ VARDI.ARKADAŞ ÜLKÜCÜ OLDUĞUNU SÖYLEDİ.FAKAT GÖRDÜMKİ MERHUM BAŞBUĞUMUZ HAKKINDA KULAKTAN DOLMA İFTİRALARDAN BAŞKA BİRŞEY BİLMİYOR.ÜZÜLDÜM.ÇÜNKÜ ÜLKÜCÜ BİR ARKADAŞ MERHUM BAŞBUĞUMUZU NASIL TANIMAZ VE BÖLÜCÜLÜK!GİBİ ALÇAKÇA İFTİRALARA NASIL İNANIR.BUNUN ÜZERİNE MERHUM BAŞBUĞUMUZUN ARDINDAN YAZILANBİNKERCE YAZIDAN BİRİNİ BAŞBUĞUMUZU YANLIŞ TANIYAN ARKADAŞLAR İÇİN AKTARMAK İSTEDİM.ARKADAŞLAR MERHUM BAŞBUĞUMUZ BÖLÜCÜ DEĞİLDİ AKSİNE BÖLÜCÜLERE KARŞI VATNINI SAVUNMUŞTUR MİLYONLARCA ÜLKÜCÜYLE BERABER.SAYGILARIMLA
TÜRKEŞ VE SOSYAL ADALET
Türk dünyası liderini ve Başbuğunu kaybetmenin üzüntüsü içerisindedir. Onun vefatı ile Türkiye'de liderler dönemi de son bulur. Artık Başbuğ Türkeş yaşamıyor. Ancak eserleri, öğretisi ve ideolojisi her geçen gün güçlenerek yarınlara taşınacaktır. Geride bıraktığı milyonlar onu ve öğretisini ebediyete kadar götürmeye kararlıdır. Bu da Başbuğu Türkeş'i ölümsüzler arasına katmaya yeter. Onu kaybetmenin acısını yüreklerimizde duyuyoruz. Fakat Türk milliyetçiliğini geleceğe taşıyacak ülkücü gençlerin kararlılığı, sevgisi ve inançlara olan bağlılığı, bizleri Başbuğsuz bir Türkiye mutsuzluğunu yaşamamızı engeller. Başbuğsuz günlerdeki bu yalnızlığımızı bizlere unutturur. Türk milletine ve Türk dünyasına bu kayıp nedeni ile, baş sağlığı dilerken onun öğretisini şelâleleştiren genç kuşakların milyonları bulan görüntüsü, bizim bu büyük acımızı hafifletir. Yeni Türkeşler yaratacak bir zeminin miras olarak bırakılması, duyduğumuz üzüntüyü tahammül edilir hâle getirir. Onunla ilgili ilk çarpıcı bilgiyi aldığım günü hatırlarım. İhtilâl sonrasında İstanbul'da yaptığı basın toplantısına katılan Anadolu Ajansı muhabiri çok yakın arkadaşım rahmetli Barbaros Baykara'dan, Türkeş'i tanımıştım. Baykara ondan çok etkilenmişti. O sıralarda bizlerde 27 Mayıs İhtilâli'nin efsanevî Albayı Türkeş'i çok merak ediyorduk. İhtilâlin ilk bildirisini okuyan gür ve güven verici sesin sahibini görmek ve tanımak istiyorduk.
Öyle ki ihtilâl, Türkeş'in gölgesinde kalmıştı. Rahmetli Barbaros, basın toplantısında tanıştığı Türkeş'i anlata anlata bitiremiyordu. Türk milliyetçiliğinin Başbuğu sadece fikriyatı ve gizemli coşkusu ile değil insanın içini okuyan keskin bakışları ile de basın mensuplarını büyülemişti. Baykara söyledikleri ile sanki ikinci bir Atatürk tanımını sergilemişti. Bir başka işe gidip bu toplantıya katılamadığım için uzun süre üzülmüşümdür. Rahmetli Türkeş'le çok sonraları CKMP'nin İstanbul-Cağaloğlu'nda yaptığı bir toplantıda tanışıp, görüşme imkânını bulmuştum. Daha sonra Türkeş ve beraberindekiler, Çemberlitaş sinemalarının üst salonunda yapılan ilk kongresine yürüyerek gitmişlerdi. Yol boyunca ülkücü gençlerden oluşan iki taraflı kordon, ilk defa İstanbul halkına "Biz de varız" mesajını vermişti. Aşırı solun ve komünistlerin ülkeyi Sovyetleştirme ihanetine karşı bilekli yürekli Türk milliyetçiliği ülkenin solcu, komünist anarşistine "DUR" diyordu. Milletin gönlünü çelmek yerine, süngü dürtmesi ile iktidar koltuğuna alışmış CHP'nin desteğinde azgınlaşan solun yıkıcılığı ve kan dökücülüğüne karşı Türk milliyetçiliği de Başbuğ Türkeş'te bütünleşerek "Yeter" diyordu. O Türk milliyetçiliğinin en büyük ümidi hâline geliyordu.
Rahmetli Başbuğun bir talihsizliği de daha doğrusu rakiplerinin seviyesizliği nedeni ile sık sık iftiralara ve asılsız yakıştırmalara muhatap olmasıdır. Komünizmle mücadelesinde ortaya koyduğu yüksek performans, nedeni ile çılgına dönen solcusu, vatan-millet kundakçısı, ihanet-i vataniye takımı, bugün olduğu gibi o günlerde de Türk milliyetçiliğini düşman bellemiş, CHP'nin öncülüğünde ve koruması altında Türkeş'in kişiliğinde "Türk milliyetçiliği"n saldırmayı "ilericilik" ya da "çağdaşlık" etiketi altında yutturmaya çalışıyordu. Ancak yıllardır Türk milletinin kandırmaya yönelik, iftira ve asılsız yakıştırma kampanyalarının hiçbir işe yaramadığının belgesi onun milyonların elleri üzerinde ebedî istiratgâhına verilişi olmuştur. Ankara Ankara olalı böyle bir günü Atatürk'ten sonra Türkeş'le yaşadı. Nasıl ki bugün basın, tekelci, Batı yalakcısı iş birlikçi sermayenin hükümranlığındadır. O günlerde de Babıâli millete değil, "ŞER" güçlerle iş birliğine eğilimli CHP'nin amigoluğunu yapar. Ayrıca sağ basın da DP iktidarına son veren ihtilâlin güçlü albayına pek güvenmez. CHP'nin tezgâhladığı ve İnönücü MGK'li üyelerin başrol oynadığı bir oyunla Türkeş ile arkadaşları yalnızlığa itilir. Fakat o buna rağmen, hak bildiği yolda ödünsüz mücadelesini sürdürecektir. Hatırlarım. Türkeş sürgünden Türkiye'ye yeni dönmüştür. Siyasete atılacaktır.
O sıralarda Tek Gıda-İş Sendikası'nın Genel Başkanı rahmetli İbrahim Denizcier, yakın arkadaşları ile birlikte yapacağı Karadeniz gezisine beni de davet etmiştir. Tercüman gazetesi muhabiri olarak, o zamanlar federasyon statüsündeki örgütün Türkiye çapında bir sendika hâline getirilmesi çalışmalarını yazacaktım. Bu gezi de benim için en hoş sürpriz. Türkiye'nin ilk kadın sendikacısı Dervişe KOÇ'la tanışmam olmuştur. Sözü geçen işçi kuruluşunun Bandırma Şubesi Başkanlığı'nı yapan Dervişe Hanım Albay Türkeş'in kız kardeşidir. Gezi boyunca onun anlattıkları ile Türkeş'i daha iyi tanıma imkânı buldum. Başbuğ hakkında uydurulan iğrenç yakıştırmalara ve iftiralara karşı isyan ettim. Daha sonra gazeteci olarak siyasetçi Türkeş'le ve de Başbakan Yardımcısı Türkeş'le konuşmalar ve röportajlar yapmışımdır. Onun işçilere bakışını her zaman samimî bulmuşumdur. Üstelik sosyal demokrat ve solcu geçinen siyasî liderlerin işçilere ve de sendikalara yaklaşımı onlardan oy çalmak olduğu hâlde Türkeş samimî bir sosyal adaletçi kimliğini sürdürmüştür. Üstelik kız kardeşi 25 yıl boyunca sendikacı olan başka bir siyasî lider de yoktur. Kaldı ki "9 IŞIK" doktrininde işçileri çalıştıkları fabrikalara ortak yapan bir görüşü savunan Türkeş gerçek bir sosyal adalet savunucusudur. Türkeş, mücadelesinin her anında çalışmaların hakkını koruyup, geliştirilmesini de itici bir güç olarak, "sosyal adaletçi" yanını ortaya koymuştur. Türk milleti pek çok hasleti ile örnek olan büyük bir evlâdını kaybetmiştir. Bu bakımdan acımız büyüktür. Onu sevenlere, inananlara ve ailesine yeniden baş sağlığı diliyoruz.
REFİK SÖNMEZSOY "ALINTIDIR"
TÜRKEŞ VE SOSYAL ADALET
Türk dünyası liderini ve Başbuğunu kaybetmenin üzüntüsü içerisindedir. Onun vefatı ile Türkiye'de liderler dönemi de son bulur. Artık Başbuğ Türkeş yaşamıyor. Ancak eserleri, öğretisi ve ideolojisi her geçen gün güçlenerek yarınlara taşınacaktır. Geride bıraktığı milyonlar onu ve öğretisini ebediyete kadar götürmeye kararlıdır. Bu da Başbuğu Türkeş'i ölümsüzler arasına katmaya yeter. Onu kaybetmenin acısını yüreklerimizde duyuyoruz. Fakat Türk milliyetçiliğini geleceğe taşıyacak ülkücü gençlerin kararlılığı, sevgisi ve inançlara olan bağlılığı, bizleri Başbuğsuz bir Türkiye mutsuzluğunu yaşamamızı engeller. Başbuğsuz günlerdeki bu yalnızlığımızı bizlere unutturur. Türk milletine ve Türk dünyasına bu kayıp nedeni ile, baş sağlığı dilerken onun öğretisini şelâleleştiren genç kuşakların milyonları bulan görüntüsü, bizim bu büyük acımızı hafifletir. Yeni Türkeşler yaratacak bir zeminin miras olarak bırakılması, duyduğumuz üzüntüyü tahammül edilir hâle getirir. Onunla ilgili ilk çarpıcı bilgiyi aldığım günü hatırlarım. İhtilâl sonrasında İstanbul'da yaptığı basın toplantısına katılan Anadolu Ajansı muhabiri çok yakın arkadaşım rahmetli Barbaros Baykara'dan, Türkeş'i tanımıştım. Baykara ondan çok etkilenmişti. O sıralarda bizlerde 27 Mayıs İhtilâli'nin efsanevî Albayı Türkeş'i çok merak ediyorduk. İhtilâlin ilk bildirisini okuyan gür ve güven verici sesin sahibini görmek ve tanımak istiyorduk.
Öyle ki ihtilâl, Türkeş'in gölgesinde kalmıştı. Rahmetli Barbaros, basın toplantısında tanıştığı Türkeş'i anlata anlata bitiremiyordu. Türk milliyetçiliğinin Başbuğu sadece fikriyatı ve gizemli coşkusu ile değil insanın içini okuyan keskin bakışları ile de basın mensuplarını büyülemişti. Baykara söyledikleri ile sanki ikinci bir Atatürk tanımını sergilemişti. Bir başka işe gidip bu toplantıya katılamadığım için uzun süre üzülmüşümdür. Rahmetli Türkeş'le çok sonraları CKMP'nin İstanbul-Cağaloğlu'nda yaptığı bir toplantıda tanışıp, görüşme imkânını bulmuştum. Daha sonra Türkeş ve beraberindekiler, Çemberlitaş sinemalarının üst salonunda yapılan ilk kongresine yürüyerek gitmişlerdi. Yol boyunca ülkücü gençlerden oluşan iki taraflı kordon, ilk defa İstanbul halkına "Biz de varız" mesajını vermişti. Aşırı solun ve komünistlerin ülkeyi Sovyetleştirme ihanetine karşı bilekli yürekli Türk milliyetçiliği ülkenin solcu, komünist anarşistine "DUR" diyordu. Milletin gönlünü çelmek yerine, süngü dürtmesi ile iktidar koltuğuna alışmış CHP'nin desteğinde azgınlaşan solun yıkıcılığı ve kan dökücülüğüne karşı Türk milliyetçiliği de Başbuğ Türkeş'te bütünleşerek "Yeter" diyordu. O Türk milliyetçiliğinin en büyük ümidi hâline geliyordu.
Rahmetli Başbuğun bir talihsizliği de daha doğrusu rakiplerinin seviyesizliği nedeni ile sık sık iftiralara ve asılsız yakıştırmalara muhatap olmasıdır. Komünizmle mücadelesinde ortaya koyduğu yüksek performans, nedeni ile çılgına dönen solcusu, vatan-millet kundakçısı, ihanet-i vataniye takımı, bugün olduğu gibi o günlerde de Türk milliyetçiliğini düşman bellemiş, CHP'nin öncülüğünde ve koruması altında Türkeş'in kişiliğinde "Türk milliyetçiliği"n saldırmayı "ilericilik" ya da "çağdaşlık" etiketi altında yutturmaya çalışıyordu. Ancak yıllardır Türk milletinin kandırmaya yönelik, iftira ve asılsız yakıştırma kampanyalarının hiçbir işe yaramadığının belgesi onun milyonların elleri üzerinde ebedî istiratgâhına verilişi olmuştur. Ankara Ankara olalı böyle bir günü Atatürk'ten sonra Türkeş'le yaşadı. Nasıl ki bugün basın, tekelci, Batı yalakcısı iş birlikçi sermayenin hükümranlığındadır. O günlerde de Babıâli millete değil, "ŞER" güçlerle iş birliğine eğilimli CHP'nin amigoluğunu yapar. Ayrıca sağ basın da DP iktidarına son veren ihtilâlin güçlü albayına pek güvenmez. CHP'nin tezgâhladığı ve İnönücü MGK'li üyelerin başrol oynadığı bir oyunla Türkeş ile arkadaşları yalnızlığa itilir. Fakat o buna rağmen, hak bildiği yolda ödünsüz mücadelesini sürdürecektir. Hatırlarım. Türkeş sürgünden Türkiye'ye yeni dönmüştür. Siyasete atılacaktır.
O sıralarda Tek Gıda-İş Sendikası'nın Genel Başkanı rahmetli İbrahim Denizcier, yakın arkadaşları ile birlikte yapacağı Karadeniz gezisine beni de davet etmiştir. Tercüman gazetesi muhabiri olarak, o zamanlar federasyon statüsündeki örgütün Türkiye çapında bir sendika hâline getirilmesi çalışmalarını yazacaktım. Bu gezi de benim için en hoş sürpriz. Türkiye'nin ilk kadın sendikacısı Dervişe KOÇ'la tanışmam olmuştur. Sözü geçen işçi kuruluşunun Bandırma Şubesi Başkanlığı'nı yapan Dervişe Hanım Albay Türkeş'in kız kardeşidir. Gezi boyunca onun anlattıkları ile Türkeş'i daha iyi tanıma imkânı buldum. Başbuğ hakkında uydurulan iğrenç yakıştırmalara ve iftiralara karşı isyan ettim. Daha sonra gazeteci olarak siyasetçi Türkeş'le ve de Başbakan Yardımcısı Türkeş'le konuşmalar ve röportajlar yapmışımdır. Onun işçilere bakışını her zaman samimî bulmuşumdur. Üstelik sosyal demokrat ve solcu geçinen siyasî liderlerin işçilere ve de sendikalara yaklaşımı onlardan oy çalmak olduğu hâlde Türkeş samimî bir sosyal adaletçi kimliğini sürdürmüştür. Üstelik kız kardeşi 25 yıl boyunca sendikacı olan başka bir siyasî lider de yoktur. Kaldı ki "9 IŞIK" doktrininde işçileri çalıştıkları fabrikalara ortak yapan bir görüşü savunan Türkeş gerçek bir sosyal adalet savunucusudur. Türkeş, mücadelesinin her anında çalışmaların hakkını koruyup, geliştirilmesini de itici bir güç olarak, "sosyal adaletçi" yanını ortaya koymuştur. Türk milleti pek çok hasleti ile örnek olan büyük bir evlâdını kaybetmiştir. Bu bakımdan acımız büyüktür. Onu sevenlere, inananlara ve ailesine yeniden baş sağlığı diliyoruz.
REFİK SÖNMEZSOY "ALINTIDIR"