PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiyemiz...


Tefo_Baba
06-01-2006, 10:07 AM
Anıyla Şanıyla Türkiye

Ülke

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/start/bas.gifCoğrafi ve Siyasi Konum. Türkiye, doğu ve batı medeniyetleri arasında hem doğulu hem de batılı nitelikleriyle Avrasyalı bir ülkedir. Üç tarafı Karadeniz, Akdeniz ve Ege deniziyle çevrili bir yarımadadır. Doğuda Gürcistan, Ermenistan, Nahcıvan ve İran; batıda Bulgaristan ve Yunanistan; güneyde Irak ve Suriye ile komşudur. Kıtalararası köprü niteliği, önemli stratejik konumu ve ülkeyi bütün dünya ile komşu haline getiren uzun deniz sınırları nedeniyle Türkiye, tarih boyunca büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuştur. Marmara ve Boğazlar, Karadeniz'i dış dünyaya açan çok önemli su yollarıdır. Bütünüyle ulusal sınırlar içinde yer alan Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ile Karadeniz'e; Çanakkale Boğazı ile de Ege ve Akdeniz'e açılır.

Türkiye Cumhuriyeti, 814.578 km2'lik yüzölçümü ile İran dışındaki komşularından daha geniş topraklara sahiptir.


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/images_01/13.jpg
Bir doğa harikası Pamukkale



http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/images_01/14.jpg


Nemrut krater gölü


%3'lük bölümünün yer aldığı Avrupa'daki topraklarına Trakya, yüzölçümünün %97'lik bölümü oluşturan Asya'daki topraklarına ise Anadolu denilmektedir. Kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km2, deniz sınırlarının uzunluğu 8.333 km'dir. 550 km. genişliğindeki ülkenin uzunluğu 1.500 km. kadardır.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Örgütü'nün kurucu üyelerindendir. Ayrıca bir NATO ülkesidir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin kurucu üyesidir ve Avrupa Birliği'ne giriş sürecindedir. İslam ülkeleri arasında da çok taraflı ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi konusunda da aktif bir rol üstlenmektedir.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/start/bas.gifYüzey Şekilleri. Türkiye'nin jeolojik yapısı yaklaşık 600 milyon yıl süren bir evrimin sonucunda oluşmuştur. Jeomorfolojik süreçler ve bunların oluşturduğu şekiller bakımından gerçek bir mozaiktir. Her türlü ve her yaşta yüzey şekillerine sahiptir. Yüksek ve dağlık bir ülke olan Türkiye'nin kuzey ve güneyi genel olarak sahillere paralel yaylar çizerek uzanan yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Kuzeyde Karadeniz boyunca Kuzey Anadolu Dağları, güneyde ise Toroslar, Türkiye'nin yükseklik karakterini belirler.


Kuzey Anadolu Dağları'nın en yüksek noktası Kaçkar Tepesi'dir. Bunu Ilgaz ve Köroğlu Dağları izler. Marmara Bölgesi'nde Samanlı Dağları, Uludağ, Istranca Dağları ve Tekirdağ; Ege Bölgesi'nde Kozak, Yunt ve Aydın Dağları; İç Anadolu Bölgesi'nde Kızıldağ, Hasan Dağı, İdris, Elma ve Ayaş Dağları; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise Karacadağ, Raman ve Sof dağları yer alır. 5.137 metre ile Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı ve onun yanında sönmüş bir volkanik dağ olan Süphan Dağı ile Nemrut ve Alacadağ Doğu Anadolu Bölgesi'ndedir.

Türkiye'de dağların yanı sıra ovalar, platolar ve çöküntü alanları da çoktur. Kuzey ve güneydeki sıradağlar Anadolu'nun orta kesimindeki geniş düzlükler tarafından birbirinden ayrılmıştır. En verimli ovalar Karadeniz Bölgesi'nde Bafra, Çarşamba ve Merzifon Ovaları; İç Anadolu Bölgesi'nde Konya Ovası; Ege Bölgesi'nde Bakırçay, Gediz, Büyük ve Küçük Menderes Ovaları; Akdeniz Bölgesi'nde Çukurova; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Muş Ovası'dır.

Türkiye, dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir. Ülkeyi boydan boya kat eden Kuzey Anadolu fayı başta olmak üzere, Türkiye'de çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Kuzey Anadolu fayı üzerinde son yüzyılda, 1939'da Erzincan'dan başlayan ve doğudan batıya doğru, fay parçaları boyunca düzenli bir seyir izleyen sekiz büyük deprem meydana gelmiştir.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/images_01/15.jpg


Erciyes Dağı, 3.917 metrelik doruğuyla Türkiye’nin en yüksek dördüncü dağıdır.

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde meydana gelen Marmara ve Düzce depremleri de, Kuzey Anadolu fayının Doğu Marmara bölümünde gerçekleşmiştir. Türkiye'nin en fazla nüfus yoğunluğuna sahip geniş bir bölgesinde meydana gelen bu depremler sonucunda, 18.000'in üzerinde insan hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 100.000'in üzerinde konut yıkılmış veya kullanılamaz ölçüde hasar görmüştür. "Asrın felaketi" olarak nitelendirilen 7.4 büyüklüğündeki Marmara depremi, 1939 Erzincan depreminden sonra Türkiye tarihinin en büyük depremidir. Marmara depremini 1 Mayıs 2003 tarihinde meydana gelen 6.4 büyüklüğündeki Bingöl depremi izlemiştir. Depremde, Bingöl kent merkezinde bazı binalar tamamen yıkılmış, çok sayıda binada ise orta ve ağır hasar meydana gelmiştir.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/start/bas.gifAkarsu ve Göller. Türkiye, akarsu ve göller bakımından da zengin bir ülkedir. Büyük bölümünden enerji üretiminde yararlanılan akarsular genellikle ülkeyi çevreleyen denizlere dökülür. Bir kısmı ise Türkiye sınırlarından çıktıktan sonra başka denizlere ulaşır. Komşu ülkelerden denize dökülen Dicle, Fırat, Kura, Aras ve Çoruh gibi büyük akarsular da kaynaklarını Türkiye'den alırlar. Türkiye'de doğan ve Türkiye'de denize ulaşan akarsuların en uzunu 1.355 km. ile Kızılırmak'tır. Onu 824 km. ile Sakarya izler. Fırat'ın 1.263 km. ve Dicle'nin 523 km'si Türkiye'den akan Ön Asya'nın en büyük nehirleridir. Büyük kısmı dış akışlı olan bu iki nehir, sularını Basra Körfezi'ne gönderir. Orta Anadolu'nun Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirleri Karadeniz'e; batıda Susurluk, Biga ve Gönen çayları Marmara Denizi'ne; Gediz, Büyük ve Küçük Menderes nehirleri Ege Denizi'ne dökülür. Başlıca Akdeniz'e dökülen akarsular ise Seyhan, Ceyhan ve Göksu nehirleri ile Dalaman ve Eşen çaylarıdır.

Türkiye yüzölçümünün %11 kadarı göl ve bataklıklarla kaplıdır. Doğal göllerin en büyüğü 3.713 km2 alanı ve 451 m. derinliği ile Doğu Anadolu'daki Van Gölü'dür. Bir çöküntü içinde oluşan gölün önü, Nemrut volkanının attığı lavların yığılmasıyla kapanmıştır. Erçek, Çıldır ve Hazar gölleri de, göller bakımından en zengin bölge olan Doğu Anadolu'da bulunmaktadır. Batı Toroslar'daki "Göller Bölgesi"nde de çok sayıda göl bulunur. Bunlar Beyşehir ve Eğirdir gölleri ile suları acı olan Acıgöl ve Burdur gölleridir.



http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/images/17.jpg (http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/17a.htm)


Sapanca, İznik, Ulubat, Manyas, Terkos, Küçükçekmece ve Büyükçekmece gölleri Marmara Denizi çevresinde toplanmıştır. İç Anadolu'da göller sığ ve çok tuzludur. 1.500 km2 ile ülkenin ikinci büyük gölü olan Tuzgölü ile Akşehir ve Eber gölleri bu bölgededir.


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/diger/18.jpg (http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/18-19a.htm)


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/start/bas.gifİklim. Türkiye, ılıman iklimlerin etkili olduğu bir kuşaktadır. Buna rağmen bölgeler arasında önemli iklim farklılıkları gözlenir. Bunun nedeni de, yüzey şekillerinin çeşitliliği ve dağların kıyılara paralel uzanmasıdır. Kıyılarda ılıman deniz iklimi, dağların çevrelediği iç kısımlarda ise kara iklimi etkindir. Akdeniz Bölgesi'nde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ege Bölgesi'nde ve Marmara Bölgesi'nin güneyinde de Akdeniz iklimi belirgindir. Karadeniz Bölgesi'nde daha ılımlı ve yağışlı bir deniz iklimi hakimdir. İç bölgelerde yazların sıcak ve az yağışlı, kışların soğuk ve kar yağışlı geçtiği step iklimi görülür. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yazlar serin, kışlar çok soğuk ve karlıdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yazların sıcak ve kurak geçmesinin yanı sıra, kış aylarında da fazla soğuk görülmez.

Nüfus


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/images_01/19.jpg

Türkiye genç nüfusa sahip bir ülkedir.

Türkiye'de 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre toplam 67 milyon 844 bin kişi yaşamaktadır. Nüfusun 33.6 milyonunu kadınlar, 34.2 milyonunu erkekler oluşturmaktadır. Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde ‰24.9, 1985-1990 döneminde ‰21.7 iken, 1990-2000 döneminde ‰18.3'e düşmüştür. 2000-2005 döneminde bu oranın ‰14.5'e düşmesi beklenmektedir.

Türkiye 1960'lı yıllardan itibaren dünyanın en hızlı kentleşme sürecini yaşayan ülkelerinden biridir. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçları, il ve ilçe merkezlerinde 44 milyon, bucak ve köylerde ise 23.7 milyon insan yaşadığını göstermektedir.

1975 yılı sayımına göre nüfusun %58'lik bölümü kırsal alanlarda ve %41.81'i kentsel alanlarda yaşarken, 2000 yılında yapılan sayımda bu oran kentler lehine değişmiş, toplam nüfusun %64'ünün kentlerde, %35'inin ise kırsal alanlarda yaşadığı saptanmıştır.


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/diger/19.jpg (http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/18-19b.htm)




http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/diger/20.jpg (http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/20-21a.htm)

81 il içinde en fazla nüfus alan ilk üç il 10 milyon nüfusla İstanbul, 4 milyon nüfusla Ankara ve 3.4 milyon nüfusla İzmir'dir.

Son otuz yıllık dönemde batı ve güney bölgelerinde yaşayan nüfusun oranında artış, orta, kuzey ve doğu bölgelerinin nüfus oranlarında ise azalma gözlenmektedir. Nüfus artışı en yüksek olan üç il sırasıyla ‰41.8 ile Antalya, ‰36.6 ile Şanlıurfa ve ‰33.1 ile İstanbul'dur. Tunceli ise ‰-35.6 ile nüfus artış hızı en düşük olan ildir. Türkiye nüfusunun bölgesel dağılımındaki bu değişmeler doğu ve kuzey bölgelerinden batı ve güneydeki metropollere yönelik göçten kaynaklanmaktadır.

Türkiye genç nüfuslu bir ülkedir. Toplam nüfus içerisinde 0-14 yaş grubunun payı %30, 15-64 yaş grubunun payı %64.4 ve 65+ yaş grubunun payı %5.6'dır. Bu oranlar Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırıldığında, 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içerisindeki payının %17.2 ile Türkiye oranının yarısına eşit olduğu görülmektedir. 65+ yaş grubunun ise, toplam nüfus içerisindeki payının %15.7 ile Türkiye oranının üç katına yakın olduğu ortaya çıkmaktadır.

Anadolu'nun tarihsel bir geçit yolu olması Türkiye'nin nüfusunu etkilemiştir. Bu topraklarda çok sayıda uygarlık kurulmuş, çeşitli soylardan gelen topluluklar farklı dönemlerde Anadolu'yu kendilerine yurt edinmişlerdir. Cumhuriyet dönemi, geçmişten devraldığı bu yapıyı birleştirici bir özellik taşımaktadır.


http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/start/bas.gifDil. Türkiye nüfusunun %90'ının ana dili Türkçe'dir. Konuşulan diğer diller arasında Kafkas ve Kürtçe diyalektler, Rumca, Ladino ve Ermenice gibi 70 kadar dil ve diyalekt yer alır. Öteki Ural-Altay dilleri gibi bileşken bir dil olan Türkiye Türkçe'si, 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar Arapça ve Farsça'dan çok sayıda sözcük alan Osmanlıca'nın evrime uğramış modern biçimidir. Bu dil, Azerice ve Türkmence ile birlikte 11. yüzyıldan beri bilinen Oğuz lehçeleri alt öğesini oluşturur.

Ural-Altay dillerini konuşan topluluklar Orta Asya'dan doğu ve kuzeydoğuya, özellikle de batıya doğru yayılmışlardır. İslamiyet'in kabulü ile Türk dili üzerinde bir yandan Arapça'nın, diğer yandan Farsça'nın etkileri görülür. Türkçe bugün yeryüzünde konuşulan ortalama 4000 dil arasında en fazla ve en yaygın konuşulan 7. dildir ve 200 milyonun üzerinde insan tarafından konuşulmaktadır.

Türkler 8. yüzyıldan bu yana birçok yazı diliyle birlikte en çok Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.
http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/diger/21.jpg (http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/content/turkey/20-21b.htm)




http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/kitaplar/turkiye2003/images/images_01/22.jpg



Başöğretmen Atatürk'ün yeni Türk harflerini tanıtan bu fotoğrafı, 13 Ekim 1928 tarihle


L'Illustration dergisine kapak olmuştur.


Modern Türkiye Cumhuriyeti'ni çağdaş uygarlık düzeyine eriştirebilmek için batı kültüründen de yararlanılması gerektiğine inanan Kemal Atatürk, bu amaçla 1928 yılında Arap alfabesinin yerine, Türkçe'nin ses düzenine uygun olarak hazırlanan Latin harflerinin kabul edilmesini sağlamıştır.

Atatürk'ün 1932 yılında dili sadeleştirmek amacıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurması, dil inkılabı sürecinin ikinci büyük aşamasıdır. Kuruluşundan bir süre sonra Türk Dil Kurumu adını alan cemiyet, Türk dilinin Arapça ve Farsça kelimelerden arındırılıp sadeleştirilmesi yolunda önemli adımlar atmıştır. Türk Dil Kurumu, 1983 yılında yeni tüzük düzenlemesiyle, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmıştır.
Türk diliyle ilgili günümüze kadar yapılan çalışmaların en önemli sonucu, 1932 yılından önce yazı dilinde %35-40 civarında olan Türkçe sözcük kullanma oranının bugün %75-80'lere ulaşmış olmasıdır. Bu sonuç, Atatürk'ün gerçekleştirdiği Dil İnkılabı'nın halka mal olduğunun en belirgin kanıtıdır.