Kemalizm, yalnızca siyasal açıdan ya DA bir devlet düzeni olarak ele alınamaz. Onu, ulusun bağımsızlığı, çağdaşlığı açısından değerlendirmek de yeterli değildir. Kemalizm’i, aynı zamanda, birey açısından DA algılamak gerekir. Çünkü, Kemalizm, bireyin karnı tok, sırtı pek, başı dik olması DA demektir. Bireysel açıdan Kemalizm, kişinin onurlu olmasıdır. İnsan olarak erkek-kadın ayırımı yapılmaması, başı dik ve onurlu olmanın erkeğe özgü kılınmamasıdır. Ne ki, bunları ancak bir ön koşul olarak görebiliriz. Birey, düşünsel alanda DA özgür olmalıdır. O, olayları ve gelişmeleri boş inançlardan arınmış olarak ve bilimsel verilere dayanarak değerlendirip yargılayabilmelidir. Tek tek bireylerin aydın ve çağdaş bir kişilik sahibi olması DA Kemalizm’in başlıca amaçlarındandır. Bu gerçeğin belirgin kanıtı; yanmış yıkılmış bir ülkede insanları ezilip kişiliksizleştirilmiş, boş inançlarla usu karartılmış, okuma yazma bile bilmeyenlerden oluşan bir ulusun bireylerinin kısa bir sürede geçirmeye başlamış oldukları devrimci değişimdir
Kemalizm karşıtlarının bireyleri sürüklemek istedikleri, sürükledikleri karanlıklar, olumsuzluklar, bu gerçeği çok daha açık ve kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Gerçekten de, Atatürk’ün ölümünden bu yana ülkenin yazgısını giderek daha DA kapsamlı bir biçimde denetimlerine Alan ve hele bugün iktidarı ele geçirmiş olan Kemalizm karşıtlarının, ulusumuzun tek tek bireylerini nerelere çekip sürüklemekte oldukları ortadadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kemalizm karşıtları, kitlelerin emeklerini, alınterlerini sömürdükleri için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları olan bireylerin büyük çoğunluğunun NE karnı toktur, NE de sırtı pektir. Büyük çoğunlukla açtırlar, açlık ve yoksulluk sınırındadırlar, çöpleri karıştırarak bir lokma yiyecek bulma çabasındadırlar, kimi “iyilikseverler”in dağıttıkları üç beş kuruşluk yemek paketlerini kapışabilmek için insan onuru hiçe sayılarak birbirilerini ezmektedirler. Konut diye başlarını soktukları yerler, içler acısıdır. İşsizdirler, eziktirler, boyunları büküktür, başları önlerine eğilmiştir.
Gerçi Kemalizm karşıtlarının önderleri ve ideologları NE çöpleri karıştırmaktadırlar, NE de yiyecek paketlerini kapışmak için birbirlerini ezmektedirler. Tümüyle tersine, tokturlar, görkemli konutlarda yaşarlar AMA Kemalizm’den nasiplerini almamış oldukları için başlarını dik tutmak nedir bilmezler, onurlu olmanın yüceliğini hiç tatmamışlardır. O nedenle de, yabancı efendilerin önünde boynu bükük, el pençe divan durmaktan yüksünmezler; itilip kakılmayı umursamazlar. Bunlar; ayrıcalıklarını ve yabancılara yaptıkları taşeronluklarını sürdürebilmek için ezip bitirdikleri bireylerin bilinçlenmelerini engellemek amacıyla onları cahil bırakırlar, eğitim adına ise boş inançları “tedris” ederler. Yönetimi altındaki bireylerin aydınlanmalarından korktuklarından onları karanlıkta bırakırlar. Kitleleri cennetle uyutup, cehennemle korkuturlar. Doğru ve yanlışı ayırt etmelerini engellerler. Kutsal değerlerin, yüce dinin yerine hurafeleri geçirirler. Kendilerini dindar diye gösterip, İslamı ve peygamberi Hz.Muhammed’i tanımayanlarla “dinler arası diyalog” kurmaya kalkışırlar. Atatürk’ün son verdiği Hıristiyan misyonerliği için, yine aynı nedenle, ülkeyi serbest bölgeye çevirirler.
Bu anti-Kemalistler o denli kişiliksizdirler ki, yapıp ettiklerini bile Atatürk de böyle olmasını isterdi diye haklı göstermeye kalkışırlar.
Eğer, Kemalizm’i kitlelere anlatıp, onları uyarmak istiyorsak, her şeyden önce onun açlığa, yoksulluğa, ezilmişliğe, kula kul olmaya, cahilliğe, sömürüye son vermek demek olduğunu anlatmalıyız. Açlık, yoksulluk, ezilmişlik, kula kul olmak, cahillik kalkınca DA başlarının daha dik duracağını belletmeliyiz. Kemalizm’in Hıristiyan sömürgenler dünyasının karşısında “mazlum” Doğu halklarının kurtarıcısı olduğunu öğretmeliyiz. Müslüman geçinenlerin, Hıristiyan Avrupalılar’la, Amerikalılar’la işbirliği içinde olmalarının Müslüman Türk halkını birlikte sömürmek olduğunu kafalara yerleştirmeliyiz.Kemalizm’in öngördüğü bireylerden oluşan bir toplumun “ulus” olacağını, bağımsız ve özgür yaşayacağını; yabancı Hıristiyan efendilerle işbirliği içinde olanların öngördüğü toplumun ise “ümmet”leşeceğini ve sonunda topluca Hıristiyan ümmetinin kulu kölesi durumuna düşeceğini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermeliyiz.
Anlamalı ve anlatmalıyız ki, açlığa, yoksulluğa son vermek, Adam gibi yaşamak, başı dik, onurlu ve bilinçli olmak, sömürüye, yerli ve yabancı efendilere karşı çıkmak asla çağdışı olamaz, zamanın gerisinde kalamaz. Onun için de Kemalizm, çağdaşlıktır, dahası ilericiliktir.
Kemalizm’e karşı çıkmak ise; açlığa, yoksulluğa, onursuzluğa, sömürülmeğe razı olmaktır; kulluktur, zillettir.
Kemalizm’e karşı çıkan AMA aç ve yoksul olmayanlara gelince; onlar, yabancı efendilerin işbirlikçisi bile değil, şamar oğlanıdırlar.
PROF.DR. CETIN YETKIN


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı ile Cevapla